Hayatımda ilk kez aşık
olmuştum. Onu gördüğüm ilk anda zihnimde parlayan bir yıldız gibiydi adeta;
gözlerinden süzülen bakışları alnına dökülen kâküllü saçlarıyla; ruhumda bir
büyücünün bile veremeyeceği tesiri bırakmıştı… Zihnimin en ücra yerinde onunla
deliler gibi sevişiyordum sanki… Arzu, ruhumda o kadar çok derin izler
bırakmıştı ki onu yüreğimden atmama zihnim izin vermiyordu artık; belki de
benim lanetimdi bu…aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen ilkokulda geçirdiğim
anılarımın ruhumda bıraktığı hisleri kelimelerin anlatması imkansız; o bende
aşkın ta kendisiydi…çocukluk anılarımın tazeliği Arzu’nun bakışlarında ve
gülüşünde dona kalmıştı…ona olan hislerimin ölçüsünü düşündüğümde hayatıma giren
aşkların en saf hali idi…
O kadar çok tesiri altındaydım ki sıra arkadaşım Sevda’nın
bana olan husumetinin bile farkına varamamıştım; eskiden bana makul ölçüde iyi
davranır; ben de bunu sınıfta gösterdiğim başarıma beslediği hayranlığın
yansıması olarak görürdüm; oysa ki onun kaygısı ödevlerine yaptığım yardımların
aksayacağı ve ailesine karşı;- özellikle devlet kurumunda önemli bir mevkide bulunan
babasına karşı- mahcubiyeti idi… Sevda’ya dair hissettiklerimin ölçüsü bana
olan dostluğuydu! Oysaki Arzu öyle miydi? Öğretmenimizi dinlediğim zamanlarda
ona kaçamak gözlerle ürkekçe bakar; bakışlarındaki keskin zekası kirpiklerinin
anlık refleksini seyre dalar, sınıf arkadaşlarımın kıkırdamalarını
öğretmenimizin sert ve otoriter sesiyle irkilir, o an gerçek dünyaya geri dönerdim… O
adeta en ön sırada oturarak kalbimdeki mevkiini ispatlar gibiydi…
Bin dokuz seksen beş yılının ılık bir sonbahar günüydü; okul bahçesinde deli danalar gibi koşuşan akranlarımı pencere önünde oturduğum sıramdan dışarı seyre dalarken; onun şen şakrak kahkahasını duyduğumda uçuşan papatyalar misali ruhum şenlenirdi.
Onu seyredalmanın hayali içinde iken; gülüşünü, koşarken ki adımlarının rüzgarla esen saçlarının dağınıklığını; -ona o kadar çok mistik bir hava verirdi ki- arada bir gayri ihtiyari çevresine baktığında bakışlarındaki sevecenliği; okulun bahçesine doğan sabah güneşinin
aydınlığı gibiydi o… Bir ara ani bir refleksle bulunduğum pencere istikametine doğru bakıverdi; o an ruhumda canlanan heyecanın tarifi imkansızdı… o sevecen tebessümüyle bana gel dediğini duyar gibiydim sanki… ve güneş alnımdaki umutsuzluğun kırışıklığına kaygı dolu bakan gözlerime umut ışığı olmuştu bir anda… Arzu’nun o keskin ama tebessüm kokan bakışları daha sekiz yaşında olan bir çocuğun yüreğinde yarattığı heyecanın mutluluğunun tarifi imkansızdı. -Hey sen de gelsene ne bekliyorsun orada dedi. Bende şaşkınlığın ve mutluluğun yüreğimde açtığı çiçeğin heyecanı içinde: -hemen geliyorum diyemeden; -sınıftan koşar adımlarla yürüdüğümde zeminin kayganlığında ayağım kayıp düştüğümde anladım- yüreğimin muazzam çarpıntısını…O an ruhumda ona dair umutlarım çoşkun akan bir nehir gibiydi adeta…ona doğru koşar adımlarla gidene kadar okulun koridorları bana ucu-bucağı görünmeyen uzun bir yol gibiydi…Ve işte nihayet karşımdaydı o muhteşem varlık.